Zeus’un Tahtında Bulutlara Dokunmak

Önümde pürüzsüz billur bir deniz, arkamda Zeus’un mabedi haşmetli Tahtalı. İnsanoğlu kuş misali birazdan kanat çırpmadan Tahtalı’nın zirvesine yol alacağım. Eğer Bellerophontes gibi Pegasus’a sahip olabilseydim kanatlanır uçardım bulutlu zirvelere. Yol uzun… Yol zorlu… Yolda beni neler bekliyor hiç bilmiyorum ama tahminlerim var. Tahminlerle gerçekler ne kadar örtüşecek yine yaşayarak öğreneceğim.

Beydağları Milli Parkı içinde uzun sahiline sığınan caretta carettaları, sedir ağaçları, yeşille mavinin kucaklaştığı efsunlu havasıyla olimpiyat meşalelerini bile yakan Olimpos’un gölgesinde şirin Çıralı, Tahtalı’ya nazire yapıyor.

tahtali-run-sky-28-2016 (9)

Bu sevimli yerleşim yerinin girişindeki köprüden start alan yolumuz plajın yanından devam ederek efsane Olimpos Dağı’na doğru yükselmeye başlıyor. Denizden esen rüzgar bu zorlu yolculuk için umutlarımızı okşuyor, bize şans dileklerini fısıldıyor ve yukarda kimseyi rahatsız etmeyeceğinin işaretini veriyor. Anlaşılan bugün hava bizden yana. Bulutların arkasına saklanan güneşte yol veriyor hayallerinin peşine düşenlere. Artık yağmurun insafına bırakıyoruz gerisini.

Yol aldıkça zirveye; tarihle, doğayla, mitolojiyle hemhal olacağız.

tahtali-run-sky-28-2016 (3)

Olimposa çıkarken binlerce yıl ayaklarımızın altından kayıyor adeta. Felsefe, teoloji, mitoloji, spor… Arkaik değerlendirmeler geçmeye başlıyor dimağımdan. Buram buram tarih, buram buram kültür kokuyor. Olimpos’un sönmeyen meşaleleri insanın tarihine vurgu yapıyor adeta. Olimpos’tan yükselen bu alevler Homeros’un naklettiği gibi yerin yedi kat dibindeki Chimera’nın alevleri. Binlerce yıl önce de atletler meşalelerini bu ateşte yakarak Olimpos’a müsabakalara koştular ve bugünkü modern olimpiyatların nüvesini oluşturdular.

tahtali-run-sky-28-2016 (2)

Ben de Chimera’nın alevlerinin yanından geçerken bu sahneyi canlandırıyorum hayalimde. Derken hayaller gerçeklere, gerçekler hayallere dönüşüyor. Puslu Kıtalar Atlas’ındaki Uzun İhsan Efendi gibi kendi rüyam içerisinde kendi gerçekliğimi kurguluyorum. Hangisi benim, hangisi düş, hangisi gerçek. Galiba en iyi şey Schrödinger’in Kedisine sığınmak. Her şey olası… Paradoksal görünen şeyler aynı anda mümkün olabiliyor.

Doğrusu mistik bir yolculuğa dönüyor bu yükselme.

Olimposun büyülü dünyasından ayrılıp ana yola gelince adeta rüyadan uyanıyor günümüzün çarpık gerçeklerini sorguluyor sonra doğanın içerisinde yine kendi dünyamı kurmaya başlıyorum. Yanımda yolculuğa çıkan diğer arkadaşlarım. Sohbetler birbirine karışıyor.

Zeus’un tahtına ulaşma arzusu unutturuyor yorgunluğu. Yükseldikçe, deniz ayağımızın altında adeta küçülüyor. Kekik kokusu meltemle vadiden yamaçlara yayılıyor. Kuş sesleri senfonik melodileriyle kulakların pasını silerken uzaktan gelen köpek hırlamaları insanoğlunun bu sadık bekçilerinin görevlerini yine layıkıyla yaptığını hatırlatıyor ve bir yerleşim yerine yaklaştığımızı haber veriyor.

tahtali-run-sky-28-2016 (4)

İnsanların yaşadığı ve hayatını idame ettirdikleri bu köy bizim için de bir hayat kaynağı. Enerjimizi yenileyip Tanrıların Dağı’nın en zor etabını tırmanmaya başlayacağız. Beycik Köyü’nde mola… Burası körfeze hakim konumu, sedir ormanı ve geniş panoramasıyla bölgenin en güzel görüntü sunan noktalarından biri.

Artık Tanrıların Kralı Zeus’un Ares’e savaşmayı öğrettiği, Hera’yla el ele dolaştığı, Poseidon’a nazire yaptığı mümbit topraklardayız. Uzun ardıçlar, gür sedir ormanları, renkli şimşirler… Herşey Zeus’un zevkine göre şekillenmiş bu dağda. Florasında yüzlerce bitki çeşidiyle adeta botanik müzesi. Üstelik dünyada 23 çeşit endemik bitkinin habitatı. Düşünün tüm dünyada sadece burada yetişen 23 bitki türü var. Muhteşem zenginlik. Zeus, nasıl da cennete çevirmiş bu dağı.

tahtali-run-sky-28-2016 (5)

Beycik’ten sonra rakım ve eğim iyice artmaya başlıyor. Zihinlerdeki yorgunluk bedenlere de yansıyor. Zeus’un tahtına ulaşmak kolay değil. Poseidon’un koyları, denizi çiçek gibi süsleyen üç adalar yükseklerden muhteşem görünüyor. Tuvaliyle buraya çıkan bir ressam dünyanın en güzel manzaralarını resmedebilirdi. Sıfır irtifadan başlayan yolculuğumuz bin beş yüz metreleri geçiyor. Pegasus’un kanatlarıyla değil alın terimi      tahtali-run-sky-28-2016 (8)  zle arşınlıyoruz bu yolları. Güneş saklanıyor bizden. Ya da bulutlar kalkan olmuş üstümüzde. İşimize geliyor… Yağmur, rüzgar çok cimri… Doğa, yolculuğumuzu daha da kolaylaştırmak için tüm imkanlarını sunuyor önümüze.  Ağaçların yaprakları sallanıyor üzerimizde. Hafif ılık rüzgar umutlarımızı okşayarak bize yol gösteriyor.

tahtali-run-sky-28-2016 (10)

Kümülüs bulutları Tahtalı’nın güney eteklerini sarmalıyor. Sevdiğine hasret kalmış bir aşığın kavuşma sevinci gibi kafasını yaslamış Tahtalı’nın omuzlarına. Birazdan biz de bu vuslatın tanığı olacağız. Sırt hattına, külahın altına gelince bitki örtüsü arkamızda kalıyor. Çarşak zemin zirveye doğru önümüzde uzanıyor. İki binli rakımlar da eriyor ayaklarımızın altında. Nasıl biter diye düşündüğümüz mesafelerin sonlarındayız. Bulutlara dokunarak yolumuza devam ediyoruz. Çıralı’da tepemizde bize meydan okuyan bulutların içindeyiz. Az sonra biz bulutlara meydan okuyacağız. Bulutların içimi ferahlatan dokunuşu bu rüyayı daha da ölümsüzleştiriyor. Doğayla bütünleşiyoruz… Bu beyaz meleklerin nemi içime işliyor. Galiba iyi dileklerini de salıyorlar nemle üstüme. Adeta cennetteyim. Bulutlar meleklerim.

tahtali-run-sky-28-2016 (6)

Bulutların da eşlik ettiği bu yolculuk daha da gizemli ve renkli bir hal alıyor. O kadar yükseliyoruz ki bulutlara meydan okuyoruz. Zirve yüzünü gösterdi. Deniz seviyesinde başlayan bu yolculuk Tanrıların tahtında sona eriyor. Sona eren sadece bu yolculuk. Yeni başlangıçlar önümüzde. Zeus boşuna seçmemiş bu dağı. Bulutlarla sarmalanmış zirvelerin altında muhteşem bir manzara.

Bizim de kendimizle ve doğayla yaptığımız bu mücadele en az Chimera’yı alt eden Bellerophontes’in zaferi kadar mühim.

Kendi hayallerini yaşayanlara ve gerçekliklerini hayalllere dönüştürenlere…

Comments

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir