Sapanca Ultra 2016 – Şirin Mine Kılıç

SUSUZ, SICAK, NEMLİ AMA BİR O KADAR DA ZEVKLİ: SAPANCA ULTRA 2016 …

Yazan: Şirin Mine Kılıç

2015’teki Sapanca Ultra Dağ Koşusu’na kadar Sapanca benim için bir anlam ifade etmiyordu. İstanbul’a yakın, hafta sonu tatili yapılabilecek, yeşil, güzel bir yerdi o kadar. İlk Ultra Sapanca’dan sonra fikrim değişti.

Aslında parkur olarak çok cazip olduğunu söyleyemem. 4-5 km düz asfaltın ardından 35.km’ye kadar sürekli çıktığınız, ardından 49.km’ye kadar sürekli indiğiniz tekdüze bir parkur. Ancak Sapanca’nın muhteşem doğası, cana yakın, medeni insanları ve yarışı düzenleyen Unlimited Academy’nin (Alicem, Halil ve Oğuzhan kardeşlerim) “güzelliği” 35km yokuş çıkarken çektiğiniz eziyete değer.

Eziyet derken, 39 yaşından sonra yaptığı kaslarla ve kansız bedeniyle kilometrelerce yokuş çıkmaya çalışan biriyim ben. Sadece ultra antrenmanıyla, 4 saatin altında maraton koşarak bundan mutlu olabiliyorum. Çünkü maratonlar “yol koşuları” ve “eser miktarda” yokuş çıkıp iniyorsunuz. Hem ultralar için de “yüksek nabızlı” antrenman koşusu oluyor. Ultralarda ise yokuşlar, inişler (çeşitli seviyelerde), su geçişleri, taş, toprak, kaya, çamur, dal, diken, arı, köpek, domuz vb pek çok “farklı” şey var.

Yol koşuları ve ultralarda iki farklı insan olmanız gerekiyor. Yol koşularında vitesi 4’e takıp hiç düşürmeden baştan sona gitmeniz gerekirken (idealde), ultralarda vitesi 1-4 arasında değiştiriyor, bazen boşa alıyorsunuz.

sapanca-ultra-2016 (8)

BEDENİNLE DEĞİL BEYNİNLE KOŞ!

Ultralarda çoğu zaman bedenimle değil, bedenime hükmetmek için fazla mesai yapan beynimle çıkıyorum o dik yokuşları. Bedenim esnek değil, ne kadar esneme-gerdirme yapsam da kas ağrıları çekiyorum, shin splints’e yakalanıyorum. Bu ağrılar zaman zaman artıyor, antrenmanları yapamamama ya da yarım bırakmama, üç günden üç haftaya kadar ara vermeme neden oluyor. Bu yüzden 1.5 yıla yakın süredir eksik antrenmanla yarışlara katılıp “beynimi ve bedenimi yapabileceğime inandırarak, pozitif düşünerek, yolda iyi beslenerek, kendimi paralamadan dikkatli ve iddiasız koşarak” finişe geliyorum.

Sapanca Ultra’ya dönecek olursak, yarış geçen yıl 47km’ydi, bu yıl şehir merkezine alınan start noktası ile 49km’ye çıkmıştı. Geçen yıl 5km ile en kısa mesafe 7’ye çıkarılmıştı. Böylece 7, 30 ve 50km’lik üç etap oluşturulmuştu. Kayıtlara bakıldığında 7k ve 30k’da rakamlar eşit gibiydi. 7k’da kadın-erkek kayıt neredeyse eşitti. 67’si erkek 65’i kadın 132 kişi görünüyordu. 47 kadın, 46 erkek finişi geçti. 30k’da 42’si kadın 91’i erkek 133 kişi kayıt yaptırmıştı. 30 kadın 66 erkek yarışı bitirdi. 50k’da ise 14’ü kadın 74’ü erkek 88 kayıt vardı. 13 kadın, 56 erkek mutlu sona ulaştı. Bana göre, 7 ve 30k’da kadın katılımının yüksek olması, gelecekte ultra mesafelerde sayımızın artacağını müjdeliyor. Çünkü doğaya ayak basan her koşucu bir gün kendini aşmak ve maraton mesafesi üzerindeki parkurlarda hayatın tadını çıkarmak ister.

sapanca-ultra-2016 (1)

SICAK DEĞİL “TROPİKAL”

Sapanca Ultra’nın önemli özelliklerinden biri, Ramazan ayına denk gelmesi ve “sıcak” havada koşulması. Bu yıl geçen yıldan farklı olarak hava durumu “sıcak” değil, “tropikal”di. 40 dereceye yaklaşan ısı ve değil koşmak, yürümeyi bile zorlaştıran korkunç nemle boğuştuğumuz bir yarış oldu.

NG oteller zinciri bir kez daha yarışın sponsoruydu. Normal geceleme fiyatının üçte biri gibi bir rakamla otelde konaklama imkanı bulduk. NG’nin sponsor olma nedenlerinden biri Ramazan ayında otelin doluluğunu arttırmak diye biliyordum ama bu yıl bize pek ihtiyaçları yoktu. Ramazana rağmen otel tamamen doluydu ve ortalık 0-10 yaş arası çocuklarla cıvıl cıvıldı. Bu “izdihama” rağmen, otelin hizmeti, neden bir gecesinin 900 küsur liralarda (tur şirketleri ile gidildiğinde 500 liraya kadar inebildiğini bir arkadaşımdan öğrendim) olduğunu kanıtlar gibiydi: Mükemmeldi!

Yarış Pazar günüydü, biz Cumartesi sabah saatlerinde otele vardık. Biz derken ben ve geçen yılın birincisi Murat Kaya. Benim erkek arkadaşım Soner yurtdışında, Murat’ın kız arkadaşı Svetlana memleketi Moldova’da olduğundan birlikte geldik.

İlk gün çeşitli sporcular tarafından hazırlanan sunumlarla katılımcılara katma değer sağlandı. Ben de “malzeme seçimi ve kullanımı” ile ilgili bir sunum yaparak bildiklerimi aktardım. Veysel Güler (tüm sunumlarda moderatördü), Kemal Özdemir, Elena Polyakova ve Alper Dalkılıç, Mahmut Yavuz, Şebnem Nacar sunum yapan diğer isimlerdi. Sporcular için çok faydalı olduğunu gördüm, bu nedenle organizasyona teşekkür ediyorum.

sapanca-ultra-2016 (1)

NASIL HAZIRLANDIM?

Yarış öncesinde çok da hazırlıklı olduğumu söyleyemem. Kaslarımda, koşu sırasında büyük bir acı veren sertlik ve bir türlü geçmek bilmeyen shin splints nedeniyle nisan ayında koşulara 3 haftalık bir ara verip, fizik tedavi almıştım. Ardından antrenmanlara başladım. Ancak kabus geri döndü. Bu yüzden haftada 50-60km’lik koşularla yarış tarihine kadar geldim. Ağrılar arttığında 2-3 günlük molalar vererek “idare ettim”. Hafta sonları ise uzun koşuları düzenli şekilde yaptım. Bunların tamamı ormanda ve Akıl Hastanesi parkurundaydı. Nisan sonunda spor salonu üyeliğim bitti (salon iflas etti ama yenisini de aramadım) ve böylece koşu bandı günleri de sona erdi. Uzun koşuların büyük bölümünü “maraton koşmaya karar veren” erkek kardeşimle yaptım. Acılarımı arttıracak sürat antrenmanları ya da intervaller yapmadım. Bu yüzden “mesafeye” dayanıklı “hıza” dayanıksız hale geldim.

5KM KOŞAMAM AMA 50KM KOŞARIM

Sapanca Ultra öncesi son koşuyu Çarşamba günü yaptım. Ağrılar nedeniyle ancak 5km dayanabildim ve büyük bir moral bozukluğu ile antrenmanı yarıda bıraktım. Önümde “kafamı ve bacaklarımı” toparlamam gereken 3 gün vardı. Fiziksel antrenman yapamayacağım için “zihinsel” hazırlık yapmam gerekiyordu. 30km’ye varan uzun koşular yapmıştım, önceden biriktirdiğim ultralar da vardı, mesafeden korkmuyordum, bir Adanalı olarak sıcaktan etkilenmem de çok olası değildi. 3 gün boyunca yarışı (bitireceğimi) düşünerek uykuya daldım. Bir yıl önce yarışı sadece üç kadın koşmuştuk ve ben ikinci olmuştum ama bu yıl güçlü rakiplerim vardı. 14 kadın kayıt yaptırmıştı. Bu halimle kürsü düşünecek kadar “kifayetsiz muhteris” değildim, bu nedenle Garmin saatimi evde unutup Sapanca’ya gelmem zerre üzmedi. Hazırlıksızken “pace” görmek kadar can sıkıcı, moral bozucu bir şey olamaz.

sapanca-ultra-2016 (4)

MALZEMELERE DİKKAT!

Gelelim malzemelere… Geçen yılki Sapanca Ultra öncesinde aldığım Raidlight bel çantası evde kayıplara karışmıştı. Diğer Raidlight çantam ise sırtta taşınanlardan dı ve 50km’lik bir yarış için fazla büyüktü. Sponsorum Raidlight’tan yeni bir çanta rica ettim. 800ml su kabı olan bir bel çantası aldım. Jellerim, tuz haplarım, elektrolit tabletlerim, sıvı magnezyum tüplerim, telefonum vs için yeterliydi. Hava çok sıcak olduğundan, içmek değil de arada kafama dökmek için elimde 500ml’lik bir pet şişe de taşıyacaktım. Raidlight bandana, Nike güneş gözlüğü, Raidlight teknik tişört, Raidlight taytlı etek, Herzog kalf çorabı ile yarışa hazırdım. Yarış sabahı bacaklarımı, belimi, göğsümü, Decathlon’dan aldığım sürtünme engelleyici jele buladım.

BU KEZ YALNIZ KOŞTUM

Saat 8.30’a kadar servisler yarışmacıları Sapanca merkezindeki start noktasına taşıdı. Hava, sabah saatine rağmen son derece sıcaktı. Geçen yıl yarışın önemli bölümünü Veysel Çetiner’le koşmuştum. Maalesef bu yarıştan kısa süre önce ciddi bir sakatlık geçirmişti. İyileşeli birkaç hafta olmuştu ve antrenmansızdı. Yine de koşmaya karar vermişti. Benim de durumu çok iç açıcı olmadığından birlikte gitmeye karar verdik. 7, 30 ve 50km yarışmacıları aynı anda start aldı.

Veysel en önde ben en arkadaydım. Yol üzerinde buluşacaktık. Nabzımı fazla yükseltmeden, temkinli şekilde gidecektim. İlk 4-5km asfalttı ama yolun yan tarafında toprak bir koşu yolu da vardı. Daha 7.km’ye gelmeden koşucular sıcaktan etkilenmeye ve yanlarında yeterince su taşımadıkları için pişman olmaya başladı. Aşırı nem nefes almayı güçleştiriyor, hepimizi anormal şekilde terletiyordu.  7.km bittiğinde sayımız azaldı. Kontrol noktasında herkes adeta duş alıyordu. Bakiye Duran, dizindeki sakatlık nedeniyle yarışa katılamadığı için gönüllüydü. “Ensenden aşağı su dökeyim mi?” diye sordu. Kafamdan bir kazan su boşaltsa razıydım. Veysel’in biraz ileride olduğunu ve beni beklediğini söyledi.

Birkaç yüz metre sonra Veysel’i gördüm. Pek iyi görünmüyordu. Yarışa hızlı başlamış, yarıştan önce içtiği kafeinli içecek nedeniyle nabzı aşırı yükselmişti. Yavaş gideceğini söyleyerek benimle gelmedi. Yokuşlar yavaş yavaş kendini gösteriyordu. Hızlı yürümeyi beceremediğimden yavaşta olsa koşar gibi yaparak çıkıyordum. İkinci kontrol noktası 16.km’deydi. Yol üzerindeki çeşmeler sayesinde su ihtiyacımızı karşılayabiliyorduk. Sapanca’nın buz gibi suları, tabiri caizse “canımızı kurtarmıştı”. Yol boyunca iki kez önümüze çıkan “hortumla bahçesini sulayan Sapancalılar” da imdadımıza yetişmişti. 16’dan sonra 30’a kadar (ki 30 değil 26-27km arası bir yer) su yoktu. Susasam da çok su içmediğim için yeterince suyum vardı. İhtiyacı olan iki kişi ile paylaştım. Kalanı yolda 3. bir kişinin dahi imdadına yetişti.

sapanca-ultra-2016 (2)

ARILAR GİTTİ, SİNEKLER GELDİ

Geçen sene yarışın son bölümünde önümüze çıkıp sokmadık sporcu bırakmayan arılar nedeniyle parkurun bir kısmında değişiklik yapılmıştı. Ancak bu kez de kilometreler boyunca saldırıya geçen beyaz sineklere yakalandık. Ağzımıza, burnumuza, gözümüze giren sinekleri savuşturmak epey güç oldu. 32.km civarı genç bir kadına rastladım. Biraz sohbet ettik. Spor geçmişi olan güçlü bir atletti ama antrenmanı azdı. Ağrı kesici verdim, suyuna elektrolit tablet attım. Bir süre sonra kendine geldi ve inişlere geldiğimizde ayrıldık. İnişlerde de basma niyetim yoktu, onu yolcu ettim. 26 ile 42.km arasında su istasyonu olmaması sporcuları isyan ettirdi. Araçla bizi kontrol eden arkadaşlardan su istedik, az da olsa verdiler. Herkes birbiri ile paylaştı. Ultraların en sevdiğim yönlerinden biri de budur: Rakibin ya da değil, paylaşacaksın!

sapanca-ultra-2016 (3)

Dik inişlerin ardından Sapanca’ya girdik. Parkur 2km uzadığı için sıcağın da etkisiyle yol bitmek bilmedi. Son 300m otelin içindeki parkurda koşulacaktı. Oteli beklediğimden önce görünce içimden sevinç çığlıkları attım. İznikli gönüllümüz Soner Sarıhan yine aramızdaydı ve yolu şaşırmayalım diye bizi otelin arka giriş kapısında bekliyordu. Onu görünce gaza geldim, iyice bastım ve yarışı bitirdim.

sapanca-ultra-2016 (5)

GEÇEN YILDAN 40 DAKİKA DAHA KÖTÜ KOŞTUM

Önceki yıl 47km’yi ve 1830m’lik irtifayı 7.25 ortalama hız ile 5 saat 50 dakikada bitirmiştim. Bu yılsa 49km’yi 6 saat 45 dakikada, 8.16 pace ile bitirdim. Yani bir yılda 40 dakika yavaşlamışım. Üç gün önce 5km koşamazken, üç gün sonra ultra maraton bitirdiğime şükrederek kendimle yaptığım hesaplaşmada çenemi kapadım.

Sapanca Ultra’nın bu yılki şampiyonu da Murat Kaya oldu (4 saat 4 dakika). Kadınlarda ise Meryem Kılınç Gündoğdu ipi göğüsledi (5 saat 8 dakika). 13 kadın arasında 7. olurken genelde ise 62 kişi arasında 32. geldim.

Bu yarıştan öğrendiğim en önemli şey: Hazırlıklı olmak! Suyum yetse de daha fazla olmalıydı. Garmin’i unutmam hiç iyi olmadı, insanlara sürekli kaçıncı km’de olduğumuzu sormak zorunda kaldım.

sapanca-ultra-2016 (6)

sapanca-ultra-2016 (7)

Gelelim teşekkürlerime…

  • Güler yüzleri, tatlı dilleri ve samimiyetleriyle herkesin sevgilisi olan can kardeşlerim Alicem, Halil ve Oğuzhan’a…
  • Her soruyu sabırla yanıtlayan baş hakemimiz Veysel Güler’e…
  • Kayıtta, kontrol noktalarında, yollarda, finişte, startta bize destek olan gönüllülere…
  • Bizi otelin arka giriş kapısında karşılayan Soner Sarıhan’a…
  • Üstümü başımı teknik giysilerle donatıp rahat ve huzurlu bir şekilde koşmamı sağlayan sponsorum Raidlight’a…
  • Fotoğraflarımızı çekerken bizden çok yorulan Sevda Kündü liderliğindeki ÇAFDER ekibi ve sevgili Aykut Üstündağ’a, ismini hatırlayamadığım tüm fotoğrafçı ve filmci arkadaşlara…
  • NG Sapanca Otel yöneticilerine, çalışanlarına…

Çok teşekkür ediyorum.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir