Manavgat Nashira Ultra 80K: Eğitici, Öğretici, Şaşırtıcı, Eğlenceli ve Farklı

Yazan : Şirin Mine Kılıç

İlk ultra maratonum 2013’te koştuğum 80km’lik İznik Ultra idi. Ultra maraton antrenmanı nedir, nasıl yapılır bilmeden “daldığım” bu yarış hiç beklemediğim kadar rahat geçmiş ve bitmişti. Öncesinde yurtdışında bir maraton ve birkaç tane patika yarışı koşmuştum. Bir tane 50km’lik “hızlı” (hızlı derken ortalama pace 6.15’ti, bana göre hızlı) orman koşusu yapmıştım. Haftada yaklaşık 100km’lik antrenman mesafelerine ulaşmıştım. Yani çok “hazırdım”.

Aradan geçen 3 yılda bir daha 80km koşmadım. 45-60km arası pek çok ultra dışında, 2013’te (6 günde) 260km koşulan Run Fire Kapadokya ve 2015’te 110km’lik Kapadokya Ultra en uzun deneyimlerim oldu. 2014’teki 24 saatlik Çekmeköy yarışını da bunlara eklemem lazım.

Kapadokya Ultra ekim ayındaydı. Bacaklarımdaki shin splints sakatlığı ve kas ağrıları nedeniyle yüzme, eliptik, bisiklet antrenmanlarına ağırlık verdim. İki maraton ve 28km’lik bir Geyik Koşusu ile antrenman sürecini tamamladım. Nabzımı yüksek tutan antrenmanlarla, çok zorlu bir parkurda koştuğumuz 110km’yi iyi kötü kotardım.

nashira-80k-sirin (5)

MESAFE DE PARKUR DA “ARTIK” BENİ KORKUTAMAZ

Kapadokya Ultra zorluk derecesi ile travmatikti ama “mesafelerden ve parkurlardan korkmamayı” öğretti bana. 260km’lik Run Fire Kapadokya ve 24 saatlik Çekmeköy ise “dayanıklılık ve vazgeçmeme” konusunda öğretici olmuştu. Sözün özü bu üç yarış bana koşucu olarak “level” (seviye) atlattı.

Koşuya başladığım ilk günden bu yana öğrenemediğim tek şeyse “bedenime iyi davranmak” oldu. Koşuya başladığım ilk gün 39 numara ayağıma, 39 numara eski bir spor ayakkabıyı giyerek koştum. Deli kuvveti mi geldi, büyülendim mi, vahiy mi indi bilmiyorum ama hiç yürümedim, bir saat boyunca koştum. Eve geldiğimde 9 tırnağımın kan topladığını gördüm, çok şaşırdım, çünkü koşarken hiç hissetmemiştim. 9 tırnağımı da kaybettim. Ertesi gün koşup koşmadığımı hatırlamıyorum ama ayağıma bir numara büyük bir ayakkabı alarak antrenmanlara devam ettiğimi hatırlıyorum.

Tırnaklarıma acımadığım gibi zaman içinde su ve kan torbalarıyla da, düşen tırnaklarla da baş etmeyi öğrendim. Çirkin ayaklarımla yazın açık ayakkabı giymek zor oluyordu elbette. Olmayan tırnaklarımın üzerine oje sürmeye başladım. Kendime bir pansuman seti yaptım, bantlar, gazlı bezler, makas, kremler aldım. Ultra koşacaksam bunları kullanmayı da bilmeliydim.

nashira-80k-sirin (7)

HAYALLER, PLANLAR VE GERÇEKLER…

Gelelim 2016 Mart ayına, Manavgat Nashira Ultra Maratonu 80km’ye… 2016 başında kendime bir yarış programı yapmıştım. Ocak’ta Adana Yarı Maratonu’nu, Şubat’ta 28km’lik Geyik Koşusu’nu, Mart başında Runatolia (Antalya) Maratonu’nu, Mart sonunda ise Nashira Ultra 80km’yi koşacaktım. Adana ve Antalya’yı koştum, Geyik’i koşmadım. Uzun süredir sinyal veren bacaklarım Geyik sonrası Antalya’yı kaldıramayacaktı. Son aylarda şöyle bir döngü içine girmiştim. Uzun bir antrenman sonrasında 2-3 gün koşamıyordum. Bacaklarımdaki ağrılar beni koşturmuyordu. Yüksek nabızda eliptik yaparak durumu kotarmaya çalışıyordum. Birkaç gün sonra yine uzun bir koşu yapıyordum ve yine ara veriyordum.

Bu döngüye son vermek için, bir triatlet olan ortopedist arkadaşım Dr. Utku Erdem Özer’e gittim. Bir iyi, bir de kötü haber verdi. Shin splints geçmişti ama kaslarım çok sertti, masaj, “roller” (tırtıklı, sert silindir diyebiliriz) türü işlemlerle yumuşatmadığım takdirde ağrılardan da kurtulamayacaktım. Bunu yapmayınca sonum yeniden shin splints, ardından stres kırığıydı.

6 Mart’taki Antalya Maratonu’nun ardından geçen üç haftada toplam 100km bile koşamadım. Hiç yokuş antrenmanı yapamadım. Yarıştan bir hafta önce koştuğum 30km ağrılarımı daha da arttırdı. Yarış gününe kadar bir daha koşamadım, iki kez eliptik yaptım o kadar…

nashira-80k-sirin (2)

BENİM BEDENİM, BENİM KARARIM

“Normal” bir koşucu bu hal ve şartta çıkıp 80km’lik bir yarışı koşmaz ve hatta koşmamalı. Ancak bu bir karar, tamamen size ait, neyi yapıp neyi yapamayacağınızı en iyi siz bilirsiniz.

Başta da dediğim gibi “bedenime iyi davranmak” konusunda sorun yaşıyorum. Bir yerime ağrı girdiğinde “orada acı olmadığını” düşünerek devam edebiliyorum. “Durup esneme-gerdirme-masaj falan yapayım” türü düşünceler aklıma gelmiyor. Bu düşünme tarzı ağrı kesicilerin de etkisini epey arttırıyor. Uzun mesafelerden, zor parkurlardan, yolda önüme çıkabilecek tehlikelerden (hayvanlar, meczublar, kaybolmalar vs) korkmuyorum. Başıma bir şey gelebilir diye endişelenmiyorum. “Bir şekilde” her yarış bitiyor. Başlamaya ve bitirmeye odaklandığım için yarış bittiğinde parkurun büyük bölümünü hatırlamıyorum bile. Çünkü sağıma soluma fazla bakmıyorum, bugüne kadar parkurlarda kendi cep telefonumla çektiğim tek bir “özçekimim” yok.

Yarışlarda oturup dinlenmek, durup, dakikalarca bir şeyler yiyip içmek, kontrol noktalarında ikram edilenlerin niteliği üzerine düşünmek hiç yapmadığım şeyler. Yarış boyunca kafamda tek bir olumsuz “kelime” (cümle değil) üretmemeye, yarış öncesinde, özel hayatımda yaşadığım ya da organizasyonla, kaldığım otelle vs ilgili sorunları aklıma getirmemeye gayret ediyorum.

nashira-80k-sirin (1)

UNUTAN YANAR!

Yarışa dönelim. Aylar önce biletlerimizi almıştık. Manavgat’a en son 1980 askeri darbesinden birkaç gün önce gitmiştim. Ailece tatildeydik, babam bana ve kardeşlerime Akdeniz ve Ege kıyılarının tarihi, turistik yerlerini gezdiriyordu. Aklımda görsel olarak bir şey kalmasa da duygularımı hatırlıyorum. Şelaleyi beğenmenin de ötesinde hayran kalmıştık.

Yarışa sponsor olan Nashira Otel’de kalacaktık. Organizasyonun yönlendirdiği turizm şirketi ile temasa geçip Mart başında ödemeyi yapmıştık. Bir hafta sonra Booking.com’da ödediğimiz paranın altında fiyatları görünce otelle ilgili ilk hayal kırıklığını yaşamış olduk. İki yataklı oda istemiştik (çünkü sorulmuştu) ama çift kişilik yatak olan bir oda verildi. Otel oldukça büyüktü ve ortak kullanım alanları soğuktu. Yemek kalitesi ve personelle yaşadığımız sorunlar otelin soğuk havasını duygularımıza da yansıtmış oldu.

Yarış cumartesi sabah 7.00’de başlayacaktı.  7, 11, 23, 35, 45 ve 65.km’lere kontrol noktası konmuştu. 23, 45 ve 65’te suyun yanı sıra yiyecek, kola, gazoz, meyve suyu vb farklı içeceklerle beslenmek mümkündü. Yaklaşık 2 bin metre çıkıp inecektik. Yarışta kullanılacak çip sistemi ile pek çoğumuz ilk kez karşılaştık. USB’ye benzer aletleri parmağımıza geçirip, kontrol noktalarında bir aletin içine sokarak “o noktadan geçtiğimizi” ispatlamamız gerekiyordu. Bana farklı, eğlenceli ve meydan okuyucu geldi. “Unutan” yanacaktı! Parkurun büyük bölümü “taş, toprak, dere vs” kalanı asfalttı. Parkuru 15 saat içinde bitiremeyen diskalifiye olacaktı.

Yarışla ilgili teknik toplantıda başhakemimiz Veysel Güler, 45-65km’ler arasında kontrol noktası olmamasını şu cümlelerle açıkladı: “Bu bir ultra maraton, kendinize yetmeniz, zorluklarla baş edebilmeniz gerekir.” Run Fire Kapadokya’da yaşadıklarımız aklıma geldi ve “ziyadesiyle” hak verdim. Böbreklerini düşünen, “kan işemek istemeyen” yanında yeterince su taşımak zorundaydı ve bu onun sorumluluğuydu, organizasyonun değil.

“SOĞUK” MAKARNA PARTİSİ, MALZEME HAZIRLIĞI, YOLDAŞIM VEYSEL

Saat 18.00’de makarna partisine katılacaktık. “Misafirperver otelimiz” otelde kalan koşucularla, dışarıdan gelenlerin birbirine karışmaması için partinin “dışarıda” yapılmasına karar vermişti. Biz otelde kalıyorduk ama arkadaşlarımızla beraber olmak için partiye katıldık. Buz gibi havada titreyerek makarnamızı yedik. Ardından “otelde kaldığımız için” sıcak ortamdaki restorana geçtik. “Biraz da tatlı yiyeyim, 80km’de lazım olur” diyerek tatlı büfesine yöneldim. Birkaç parça tatlı aldım ve bir görevli koşarak yanıma geldi, “Tatlı büfemiz 10 dakika sonra açılıyor” dedi. “Peki, ne yapayım, tek tek aldığım yere mi koyayım? Yarın sabahın 5’inde kalkıp 80km koşacağız, moralimizi bozmayın” dedim. İkna oldu, “Ne şanslıyım değil mi?”

Yarış sabahı 5’te kalkmamız, 5.30’da kahvaltıya inip, 6’da otobüslere binerek start noktasına gitmemiz gerekiyordu. Bunun anlamı “erken yatmaktı”. Hazırlıklara başladım. İlk kez bir ultrada “teknik tişört” giyecektim. Malzemelerimi sıralayacak olursam:

  • Raidlight tişört, çanta, bandana
  • Yogatletik sütyen, tayt
  • Garmin saat (910XT)
  • New Balance Leadville ayakkabı (Kapadokya 110’da epey zarar vermişim ama idare etti)
  • Herzog kalf çorabı
  • 2 adet Multipower sıvı magnezyum
  • 4 adet tuz tableti
  • 1 adet fıstıklı Tadımca
  • 4 adet GU jel
  • Voltaren ağrı kesici

Son birkaç yarışta yol arkadaşım Veysel Çetiner bu yarışta da birlikte gitmemizi istedi. İddiası yoktu, hazırlıklı olmadığını düşünüyordu, benim kürsü yapmamı istiyordu. Benden çok daha iyi durumdaydı aslında. Onu yavaşlatacağımı ve kendi başına gitmesinin daha iyi olacağını söyledim ama ısrarlıydı, “tamam” dedim. İstediği zaman bırakıp gidebileceğini söylemeyi de ihmal etmedim.

nashira-80k-sirin (6)

AYAK KIRILMADIKÇA DEVAM EDEBİLİRSİN

35 ve 80km koşucuları birlikte start alacaktı. Şelale’de start alıp, Manavgat merkezinde bitirecektik. Hava, Cuma ve Cumartesi gününü yağmurlu gösteriyordu ama Antalya güneşi tepemizdeydi. Neyse ki çok fazla yakmıyordu. Yine de güneş gözlüğü almadığıma pişman oldum.

50’ye yakın sporcu saat 7.00’de start aldık. Benim için biraz hızlı bir start olduğunu söylemeliyim. Yine de “Gidebileceğim kadar giderim, sonra da Veysel devam eder” diye düşünüyordum. 22.km’ye geldiğimizde, artık her yarışta klasik hale gelen “uçuşlarımdan” birini daha yaşadım. Bunun farkı dizimin ya da dizlerimin değil, sol kaval kemiğimin üzerine düşmem oldu. Dizler bu kemikten daha yumuşak olsa gerek, öncekilerin aksine canım çok yandı. O kadar yanıyordu ki, kırık var sandım. Veysel kendi suyundan kanayan yaraya döküp temizlemeye çalışıyordu. Ayağa kalktım, kırık yoktu. Veysel’e devam edebileceğini söyledim. Kısa süre sonra zaten kontrol noktasına (CP) ulaştık. Veysel bacağıma bir şişe daha (soğuk) su boşalttı. Baticon ve buz sorduk, yoktu. Yara bereyle uğraşırken epey zaman kaybettik. Arkamızdaki pek çok sporcu artık yanıbaşımızdaydı.

İkinci CP 35’inci kilometredeydi. Veysel’e ayak uydurmaya çalışsam da oldukça zorlanıyordum, nabzım çok yüksekti, ayaklarımı yerden kaldırmakta güçlük çekiyordum. 45.km’deki CP’ye kadar yokuş çıktık. Veysel’e 45’ten sonra tek başına devam etmesini söyledim. Çok diri ve güçlüydü, benimle kalması son derece anlamsızdı. 45’ten sonra 10km’yi aşkın dik bir iniş vardı. O yokuşu onunla aynı hızla inmem durumunda (ki 5 pace’in altında ineceği kesindi) tavana vuracak nabzımla beraber bacaklarımda yüklü miktarda laktik asit birikecekti. Bunun anlamı kalan bölümü sopa gibi bacaklarla koşmamdı.

nashira-80k-sirin (8)

ASFALTTA PATLAYAN, ÇATLAYAN AYAKLAR

Yarışı istediğim hızda gidememenin tek avantajı ise belki de ilk kez bir yarışta doğanın, yol üzerindeki köylerin, çeşmelerin, akarsuların güzelliğine bakabilmem oldu. Köylüler bize karşı son derece nazik ve güleryüzlüydü. Araçlar yanımızdan geçerken toz kaldırmamak için yavaşlıyordu.

45’ten sonraki inişi 6.00-6.30 pace aralığında “temkinli” indim. Yol tamamen asfalttı, hatta yarışın neredeyse üçte biri asfaltta koşuldu. Ayaklarımda ve ayak parmaklarımda en az 5 tane su torbası hissediyordum. Sağ baş parmağımın ve sol orta parmağımın tırnağı da sizlere ömürdü. Su torbaları arada patlıyorlar ve epey acı veriyorlardı ama bunu düşünecek halim yoktu. Kapadokya Ultra 110km’de de aynı ayakkabı ile koşmuştum, özellikle ilk 60km’yi hızlı gitmiştik ama yarış bittiğinde sadece 1 tane su torbası vardı. Çünkü asfalt parkur yok denecek kadar azdı. Tabanı patikaya uygun ayakkabı ile sert zeminde koşmak ayağa yenen darbeleri kat be kat arttırıyordu.

45-65 arasında CP olmadığı gibi, yol üzerinde çeşme de olmadığı bilgisi verilmişti. Suyumu temkinli harcamaya gayret ediyordum ama bir o kadar da susuyordum. Sanki bir gece önce kilolarca turşu yemiş kadar canım su istiyordu.

Artık öğle saatleriydi ve “beklenen yağmur” hala yoktu, aksine güneş yakıyordu. Yol boyu bize eşlik eden kuvvetli rüzgar olmasa iyice yanacaktık. Su bulmak konusunda mucize bekliyordum. Ve o da ne! 60.km’de o mucize gerçekleşti, yol kenarında bir çeşme tüm ihtişamı ile bana bakıyordu. Bandanamı ıslattım, kafamı yıkadım, suluklarımı doldurdum ve o anda Soner’i yanımda buldum. Jeller midesini bulandırdığı için kusmuştu ve yiyecek kuru bir şey arıyordu. Fıstıklı Tadımca’yı ona verdim. Benden çok daha antrenmansız olmasına, yarışa en sonda başlamasına rağmen giderek hızlanmıştı ve o hali ile gerçekten inanılmaz başarılı bir yarış çıkarıyordu. Yol koşularında onu geçsem de ultralarda hiç şansım yoktu. Kapadokya’da da 90.km’de güle oynaya yanıma gelip benden bir saat önce yarışı bitirmişti. Ve ben Kapadokya’da da ondan daha antrenmanlıydım. Bu kez yarışın kalan bölümünde birlikte gitmeye karar verdik. İkimiz de iyi hissetmiyorduk.

nashira-80k-sirin (4)

HAPINI İÇMEZSEN, HAPI YUTARSIN!

70’li km’lere kadar inişli çıkışlı parkur devam edecek, sonra düzleşecek, ardından yine asfalta çıkıp düz koşacaktık. Mide bulanma sırası bana gelmişti. Reflüm olduğu için yıllardır mide hapı içerek koşuyordum. Ancak yarış öncesi hap almayı ihmal ettim. Bir gece önce içtiğim hapın etkisi geçiverdi. 70’te başlayan bulantı yarışın sonuna kadar devam etti. Bir ara durup kusmayı denesem de başaramadım. Gücüm olmasına rağmen ne zaman koşmayı denesem bulantı arttı. Yürü-koş yaparak Soner’le birlikte Manavgat’a ve finişe ulaştık. Süremiz 11 saat 15 dakikaydı. İznik Ultra’da 80km’yi 9 saat 55 dakikada koşmuştum. Veresiye satan, peşin satan farkı ne ise, antrenmanlı koşulan, antrenmansız koşulan farkı oydu işte.

Yarış sonrası kendimi kırık, dökük hissediyordum. İlk iş ambulansa gidip yaramı temizletip sardırdım. Hafif şişlik ve 4-5cm çapında büyük bir yara, çevresinde ve ellerimde minik yaralar vardı. Dersimi almıştım. Nisan’da koşulacak İznik Ultra’nın hiçbir etabına katılmama ve iki hafta “pasif dinlenme” kararı aldım.

İYİYDİ, ÇOK DAHA İYİSİ OLABİLİR

Yarışı 36 erkek, 7 kadın koştu, 6 erkek çeşitli nedenlerle bıraktı ve 37 kişi bitirdi. Veysel benden sonra epey hızlanarak bir saat önümde finişe ulaştı. Yaş grubunda üçüncü olarak ikimizi de mutlu etti, vicdan azabımı azalttı. Kadınların tamamına yaş grubu ödülleri verildi (ben altıncı sırada bitirdim). Erkeklerde birinciliği Murat Kaya, kadınlarda ise Aslı Sertçelik kazandı. Murat, yarışı 7 saat 6 dakika gibi inanılmaz bir sürede bitirerek bir kez daha herkesi kendine hayran bıraktı. Keşke onu ultralarda daha fazla görsek… Aslı Sertçelik eski bir sporcu ama yarış kariyeri çok yeni. Kısa sürede müthiş başarılara imza attı ve bundan sonra da atacağına eminim. Ultralar yeni bir yıldız kazandığı için çok mutluyum.

Manavgat Nashira Ultra Maratonu, parkurun asfalt kısmı (ve Nashira Oteli) iyileştirilebilirse, kalıcı ve ilgi gören bir yarış olabilir. Yarış sonrası ayağında su torbası ve tırnak kaybı olmayan, kas ağrısı çekmeyen sporcuya rastlamadım diyebilirim. CP’lerdeki yiyecek seçimi, sporcuların oturması için sandalye konulması, CP’lerde “buz, baticon” türü ilkyardım malzemelerinin bulunması da iyileştirilebilecek konular arasında yer alıyor. Zorunlu malzemelere “sargı bezi, acil urum battaniyesi” de eklenebilir.

nashira-80k-sirin (3)

BAY DEĞİL “ERKEK”, BAYAN DEĞİL “KADIN”

Bir de “iyileştirme” değil “tamamen değiştirme” tavsiyem var. Kadın ve erkek diye iki cinsiyet var ve erkeklere “bay”, kadınlara “bayan” dediğinizde cinsiyetlerini belirtmiş olmuyorsunuz. Çünkü bunlar “hitap” kelimeleri. Yarışın web sitesinde ve ödüllerinde üzerinde cinsiyetlerimiz bu kelimelerle belirtilmişti. Ödül töreninde ise kadınlar “bayan”, erkekler “erkek”ti. Kadınlar olarak tüm yarışlarda “kadına kadın” denmesini ve ayrımcı kelimeler kullanılmamasını istiyoruz.

Ve teşekkürlerim…

  • Öncelikle aylardır bu yarış için büyük bir özveri ile gecesini gündüzüne katan, en az hata ile önemli bir başarıya imza atan Etem Şeker’e…
  • Parkur boyunca sporcuları mutlu etmek için ellerinden gelenin çok daha fazlasını yapan, güler yüzlü, yardımsever, sempatik, çalışkan gönüllülere…
  • Yarışın “uluslararası standartlarda ve kalitede olması için” tüm bilgilerini aktaran, herkese sabırla kuralları anlatan, yarış sonrası sonuçları titizlikle saptayan hakemlere…
  • Yarışmacılara en az gönüllüler kadar yardımcı olan, yolu şaşıranların peşinden koşturan, tek bir güvenlik ihlaline izin vermeyen, muhteşem emniyet mensuplarına…
  • Antalya ve güzel Manavgat’a geleceği parlak bir “ultra maraton” kazandıran sponsorlara…
  • Başta, koşu hayatımın en güzel ultra maraton fotoğraflarına sahip olmamı sağlayan Els Hom olmak üzere, parkur boyunca bizi görüntüleyen fotoğrafçı ve kameraman arkadaşlara…
  • Ben iyi koşayım diye kendi hedefini feda etmeyi göze alabilecek kadar alçakgönüllü ve olgun “yoldaşım” Veysel Çetiner’e…
  • Bana benden çok inanan, her zaman moral veren, motive eden sevgili antrenman arkadaşım Zeynep Türkmen’e…
  • Sürtünmeyi (ve ondan kaynaklı yaraları) sıfırlayan, nefes alan teknik kıyafetlerle; jellerimi, barlarımı, tuz haplarımı, suyumu kolayca alacağım, zorunlu malzemeleri düzgün şekilde koyacağım çantayla koşmamı sağlayan Raidlight’a, Yogatletik’e ve Emre Tok’a…
  • 80km’de yüksek katılımla, başarılı sonuçlara imza atan takımım Raidlight’a…
  • Her yarışımdan önce ve sonra desteklerini esirgemeyen Marathonist sporcularına…

Çok teşekkür ediyorum.

Latest Comments

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir